Abbas Bin Abdulmuttalib (r.a.) Kimdir?

0
258
Okunma

Abbas Bin Abdulmuttalib(r.a.)

Peygamber efendimizin (s.a.v.), en çok sevdiği amcalarından. Abdulmuttalibin en küçük oğludur. Peygamber efendimizden üç yaş büyüktür. Bedir gazasında düşman askeri arasında idi. Müslümanların eline esir düştü. Kendisi için ve kardeşlerinin oğulları Ukayl ve Nevfel bin Haris için para verip kurtuldular. O yıl iman etti. En son hicret eden budur. Mekke ve Huneyn gazalarında Resulullahın yanında bulundu. 32 (m. 652)’de 88 yaşında vefat etti. Baki’de medfundur. Uzun boylu, beyaz ve güzel idi. Abbasi halifeleri Hazreti Abbas’ın soyundandır.

H.z. Abbas ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)

Peygamber efendimiz (s.a.v.), Annesi’nin vefatından sonra dedesinin yanına yerleştiğinde, Hazreti Abbas ile çocukluktan itibaren beraber büyümüşlerdir. Böyle olmakla beraber Peygamber efendimiz (s.a.v.), Hazreti Abbas’a atası gibi davrandı ve onu Baba’sının yarısı olarak kabul etti. Çocukluğunda bir defa kaybolmuştu. Bunun, üzerine, bulunması halinde, Allah’ü tealaya şükür olarak, annesi Ka’be-i Muazzama örtüsünü değiştirmeyi nezretmişti. Bulununca da adağını Anne’sinin yerine getirdiği çocukluğuna ait bilinen tek vak’adır.

Ticaret Yılları

Hazreti Abbas, gençlik devresinde, ticaretle uğraştı ve çok zengin oldu. Kardeşlerinin içinde en zengini oydu. Ticaret icabı yaptığı seyahatlerin birisinde, Yemen’e giderken beraberinde Peygamber efendimizi götürdüğü rivayet edilmiştir. Kureyş’in ileri gelenlerinden ve reislerinden idi. Mescid-i Haram’ın tamiratı ve gelen hacılara su dağıtmak (Sıkaye) vazifesini yürütürdü. Müslüman olduktan sonra da bu vazifeyi devam ettirdi. Hazreti Abbas ve kardeşleri hac mevsiminde zemzem kuyusu önünde dururlar, isteyenlere kuyudan su çekip verirlerdi. Peygamber efendimiz İslamiyyeti anlatmaya başlayınca Hazreti Abbas muhalefet etmeyip, akrabalık şefkatinden dolayı Peygamber efendimize yardımda bulundu ve destek oldu. Medine’den müslüman olmak için gelenler Akabe’de Peygamberimizle buluştular. Hazreti Abbas Akabe biatinde müslüman olmadığı halde, Peygamber efendimizin yanında bulunup, orada bulunanların müslüman olmalarını teşvik edici, tesirli konuşmalar yaptı. Hazreti Abbas, biat etmek, için gelen bu topluluğa şöyle hitab etti.

Medinelilere Seslenişi

– “Ey Medineliler! Bu kardeşimin oğludur. İnsanların içinde en çok sevdiğim O’dur. Eğer, O’nu tasdik edip, Allah’tan getirdiklerine inanıyor ve beraberinizde alıp götürmek istiyorsanız, beni tatmin edecek sağlam bir söz vermeniz lazımdır. Bildiğiniz gibi, Muhammed (s.a.v.) bizdendir. Biz, O’nu O’na inanmıyan kimselerden koruduk. O bizim aramızda izzet ve şerefiyle korunmuş olarak yaşamaktadır. O bütün bunlara rağmen, herkesten, yüz çevirmiş, size katılıp, sizinle beraber gitmeğe karar vermiş bulunmaktadır. Eğer siz, bütün Arab kabilelerinin birleşip üzerinize hücum ettiğinde, onlara karşı koyacak kadar savaş gücüne sahipseniz bu işe karar veriniz. Bu hususu aranızda iyice görüşüp konuşunuz, sonradan ayrılığa düşmeyiniz. Siz, verdiğiniz sözde durup, Onu düşmanlarından koruyabilecek misiniz? Bunu layıkıyla yapabilirseniz ne ala. Yok, Mekke’den çıktıktan sonra O’nu yalnız bırakacaksanız, şimdiden bu işten vazgeçiniz ki, yurdunda şerefiyle korunmuş halde yaşasın” dedi. Medineliler ise: “Biz, Resulullah’ı ( aleyhisselam ) malımız ve canımız pahasına koruyacağız. Biz, bu sözümüzde sadıkız” dediler ve Resulullah efendimize (s.a.v.) biat ettiler. Sonra Hazreti Abbas: “Allahım! Sen onların, yeğenim hakkında verdikleri sözü yerine getirip onu korumak için ettikleri yemini işiten ve görensin. Kardeşimin oğlunu sana emanet ediyorum ya Rabbi” diyerek dua etti.

H.z. Abbas’ın Esir Düşmesi

Bedir savaşı sonunda Hazreti Abbas, esirlerle beraber Medineye getirilince, Peygamber efendimiz ona: “Ey Abbas, kendin, kardeşinin oğlu Ukayl bin Ebu Talib, Nevfel bin Haris için kurtulmalık akçesi ödeyiniz. Çünkü sen, zenginsin” buyurdu. Hazreti Abbas da, “Ya Resulallah, ben müslümanım, Küreyşliler beni zorla Bedir’e getirdiler” dedi. Resulullah, “Senin müslümanlığını Allahü teala bilir. Doğru söylüyorsun Allah sana elbette onun ecrini verir. Fakat senin işin görünüş itibariyle aleyhimizdedir.

Sen kurtulmalık akçeni ödemen lazımdır” buyurdu. Hazreti Abbas, “Ya Resulallah, yanımda ganimet olarak aldığınız 800 dirhemden başka servetim yok” deyince, Peygamber efendimiz: “Ya Abbas! Ya o altınları niçin söylemiyorsun?” buyurunca, O da “Hangi altınları” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) “Hani sen Mekke’den çıkacağın gün, hanımın Haris’in kızı Ümm-ül-Fadl’a verdiğin altınlar! Onları verirken yanınızda sizden başka kimse yoktu. Sen, Ümmül Fadl’a “Bu seferde başıma ne geleceğini bilemiyorum. Eğer bir felakete düçar olup da dönemezsen şu kadarı senindir, su kadarı Fadl içindir, şu kadarı Abdullah için, şu kadarı Ubeydullah için, şu kadarı Kusem içindir” dediğin altınlar” buyurunca Hazreti Abbas şaşırdı ve “Yemin ederim ki ben bu altınları hanımıma verirken yanımızda kimse yoktu. Bunu nereden biliyorsunuz?” dedi. Peygamber efendimiz: “Allahü teala haber verdi” buyurduğunda Hazreti Abbas: “Senin Allahü tealanın Resulü olduğuna ve doğru söylediğine şehadet ederim” deyip kelime-i şehadet getirdi. Müslüman olunca, Peygamber efendimiz. Hazreti Abbas’ı Mekke’de vazifelendirdi.


H.z. Abbas’ın Müslüman Oluşu

Hazreti Abbas müslüman olduğunu hiç kimseye söylemedi. Mekke’den müşriklere ait haberleri Peygamber efendimize bildirip, Mekke’de bulunan müslümanlara yardımcı olurdu. Bir mektubunda Peygamberimizin yanına gelmek istediğini bildirdiğinde Resulullah efendimiz Ona “Senin bulunduğun yerdeki cihadın daha güzel ve faydalıdır,” buyurdular. 7 (m. 628) senesinde Peygamber efendimiz Hayber Yahudilerine karşı savaş ilan etti ve bu savaşın neticesinde müslümanlar galip geldiler. Hayber Zaferi’nden sonra, Hazreti Haccac bin Ilatüssülem, Peygamber efendimizin huzuruna gelip: “Ya Resulallah! Benim Mekke’de bazı kimselerde ve hanımımda mallarım var. Bunları alıp size getirmek istiyorum. Mekkeye gidersem, müslüman olduğumu da bilmemeleri lazım, yoksa vermezler.

Bir de sizin hakkınızda uygun olmayan sözler söylemek icab edecektir. Uygun görür müsünüz?” deyince Peygamberimiz (s.a.v.) izin verdiler. Hazreti Haccac doğruca Mekke’ye gelmiş müşriklere “Ey Arab kabileleri! Toplanın size mühim haberim var. Muhammedi’n (s.a.v.) Eshabı, bir benzerini işitmediğiniz bir şekilde yenilgiye uğradı. Muhammed’i (s.a.v.) de esir ettiler ve dediler ki: (Muhammed’i (s.a.v.) biz öldürmeyelim, Mekke’ye gönderelim de Mekkeliler öldürsün) dedi. Bunu işiten Mekkeliler çok sevindiler. Ve Haccac’a alacaklarını hemen fazlasıyla verdiler. Mekke’de bulunan Hazreti Abbas bu haberi işitince bayıldı. Evine zor taşıdılar. Ayıldığında, kapının açık tutulmasını emredip üzüntüsünü kafirlere belli etmemeğe çalıştı. Kapının önünde biriken müslümanların da ciğerleri paralandı, mahzun oldular. Hazreti Abbas kölesine “Haccac’a git. Acele bize gelsin” diye emretti. Hazreti Haccac, Hazreti Abbas’ın evine gelip: “Müjde, Ey Ebü’l-Fadl, Resulullah (s.a.v.) Hayber’de zafere kavuştu. Ondan izin alarak buraya mallarımı almaya geldim. Bunu şimdilik kimseye söyleme.

Ben Mekke’den çıktıktan üç gün sonra istediğine söyleyebilirsin” deyince Hazreti Abbas sevincinden Hazreti Haccac’ın alnından öpüp, on köle azad etti. Hazreti Haccac Mekkeden çıktıkdan üç gün sonra Hazreti Abbas müşriklerin toplandığı yere varıp Hazreti Haccac’ın yaptığı hileyi söyledi ve “Kardeşimin oğlu Hayber’i fethetti. İçindeki ganimet mallarını da Eshabına paylaştırdı. Yahudilerin elebaşlarının boynunu vurdurdu” deyince müşrikler şaşkına döndüler. Müslümanlar da tasalı ve kaygılı halden çıkıp, sevince boğuldular.

Medineye Hicret Etmesi

Hazreti Abbas Mekke’nin fethine dair yapılan hazırlıkların son safhada olduğunu haber alınca, artık Mekke’de kalmasını lüzumlu bulmayıp, fetihden az bir zaman önce Medineye hicret etti. Mekke’in fethinde Peygamber efendimizin yanında bulundu. Peygamber efendimizin, “Fetihden sonra hicret yoktur” hadis-i şerifi ile, en son hicret eden sahabi Hazreti Abbas olup Ebu Süfyanı, Hazreti Peygamberimiz’in yanına getirip müslüman olmasına da sebeb oldu. Mekke’nin kan dökülmeden feth edilmesi için çok çalıştı. Fethin öncesinde ve fetih sırasındaki üstün gayretleriyle başarıya ulaşıldı.

Hazreti Abbas, Mekke’nin fethinden sonra yapılan Huneyn gazasında da, Peygamber efendimiz (s.a.v.)in yanından ayrılmadı. İslam ordusu, sabah gün ışımadan çukur ve geniş bir vadiden aşağı iniyorlardı. Ancak düşman ordusu, daha önceden oraya gelmişti ve vadinin her iki yanında gizlenip pusu kurmuşlardı. Müslümanlar tam oraya geldiklerinde, düşman etraftan saldırmaya başladılar. Müslümanlar ne olduğunu anlıyamadılar. Bir an için karışıklık oldu. Eshab-ı kiramın çoğu dağıldığında, yalnız Hazreti Abbas, Hazreti Ebu Bekir ve bir kaç kahraman ölmeği göze alıp; Peygamberimizin yanından ayrılmayıp geri dönmediler. O zaman, Resulullah (s.a.v.) katırını düşmanın üzerine sürmek istedi. Hazreti Abbas, katırın dizginini, Hazreti Süfyan bin Haris de üzengisini tutup hızını kesmeğe ve Resulullah (s.a.v.)’in Hevazin kabilesinin arasına dalmasına mani olmaya çalıştılar.

Peygamber efendimiz(s.a.v.), Allah’ü tealanın dininin yok olacağına üzüldüğünden: “Ya Abbas! Sen onlara: “Ey Medineliler! Ey Semüre ağacının altında biat eden sahabiler!” diyerek seslen” buyurdu. Hazreti Abbas iri yapılı ve heybetli idi. Bağırdığı zaman sesi çok uzaklardan duyulduğu için O da “Ey Medineliler, Ey Semüre ağacının altında Peygamberimize söz veren eshab! Buraya toplanınız. Dağılmayınız” diye bütün gücüyle bağırdı. Bunu işiten Eshab-ı kiram geri dönmek istedilerse de binek hayvanları öyle ürkmüşlerdi ki, bazı Eshab hayvanlarını geri döndüremediler. Zırhını, kılıcını ve mızrağını alıp, binek hayvanlarından kendilerini atmak zorunda kaldılar. Müslümanlar toparlandılar ve şiddetli, bir muharebeden sonra, düşman askerlerinin çoğu öldürüldü. Bir kısmı da esir alındı.

Veda Haccı

10. (m. 632) senesinde Resulullah efendimiz (s.a.v.) Eshabıyla Veda Haccına gittiler. Peygamber efendimiz, veda hutbelerinde, Hazreti Abbas’dan bahsettiler. Faiz‘in yasak olduğunu, ilk kaldırdığı faizin, amcası Hazreti Abbas’ın faizi olduğunu bildirdiler.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Vefatı

Peygamber efendimiz (s.a.v.), vefat edince Eshab-ı kiramın (aleyhimürrıdvan) aklı başından gitti. Mescidde ağlaşmaya başladılar. Hiç kimsenin inanası gelmiyordu. Hazreti Ömer, Peygamberimiz (s.a.v.)’in mübarek vücudu şeriflerinin huzuruna gelip, mübarek yüzüne bakıp: “Resulullah (s.a.v.) bayılmış, fakat baygınlığı çok ağır” deyip mübarek yüzünü örterek dışarı çıkıp “Her kim, Resulullah öldü derse kılıcımla boynunu vururum” dedi.

Hazreti Ebubekir ve Hazreti Abbas bu konuda Eshab-ı kiramla konuştular. Hazreti Abbas mescide gidip: “Ey insanlar Resulullah (s.a.v.)’in “Ben vefat etmiyeceğim” diye bir sözünü duydunuz mu?” dedi. Eshab-ı kiram “Hayır duymadık” dediler. Hazreti Abbas, Hazreti Ömer’e dönerek “Ya Ömer, bu hususta senin bildiğin bir şey var mıdır?” deyince, Hazreti Ömer “yok” dedi. Bunun üzerine Hazreti Abbas “Hiç bir kimse, Peygamber efendimizin ölmeyeceğini söyleyemez. Allahü tealaya yemin ederim ki, Resulullah (s.a.v.) ölümü tadmış bulunmaktadır: Allahü teala O’na şöyle buyurdu: “Muhakkak, sen de Öleceksin, onlar da öleceklerdir. Sonra, hiç şüphesiz, hepiniz Rabbinizin huzurunda muhakemeye duruşacaksınız” (Zümer: 30-31)

Ey insanlar! Şunu iyi biliniz ki, Resulullah (s.a.v.) vefat etti. O, İslamiyetin bütün hükümlerini tamamladıktan sonra aramızdan ayrıldı. Defin işlerini bir an önce yapalım. Onu, kabr-i şerifine koymamıza da engel olmayınız. Kardeşim Ömer’in dediği doğruysa, Allahü teala Onu, kabrinin üzerindeki toprağı giderek yanımıza tekrar göndermekten aciz değildir. Resulullah (s.a.v.) vefat etmiştir. Nihayet o da bizler gibi insandır” dedi. Hazreti Ebubekir de buna benzer bir konuşma yaptı. Ehl-i Beyt ve Eshab-ı kiram, Peygamber efendimizin vefat ettiğine kanaat getirdiler.

Mübarek Cenazenin Yıkanması

Peygamber efendimizin (s.a.v.), mübarek cenazelerini yıkamak üzere Hazreti Ali, Hazreti Abbas, Hazreti Abbas’ın oğulları Fadl ve Kusem, Hazreti Üsame bin Zeyd ve Hazreti Salih odaya girip kapıyı kapadılar. Peygamber efendimizi, gömleği üzerinde olduğu halde yıkamağa başladılar. Hazreti Abbas ve oğulları su döküp, Peygamber efendimizi sağa, sola döndürdüler. Hazreti Ali de yıkadı. Yıkadıkça evin içine misk kokusu ve benzerini daha görmedikleri çok güzel bir koku yayıldı. Sonra üç parça kefen ile kefenledikten sonra, vefat ettiği yere kabr-i şerifi kazılıp, lahd şekline getirildi, Hazreti Abbas da kabre girerek, Resulullah (s.a.v.) efendimizi, kabr-i şerifine koydular.

Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in Tesbih Namazını Hz. Abbas’a Anlatması

Peygamber efendimiz (s.a.v.) bir gün Hazreti Abbas’a “Ey Abbas sana bir ihsanda bulunayım mı? Sana akrabalık hakkını ödeyip faydalı olayım mı?” buyurdular. O da “Evet, Ya Resulallah” deyince, Peygamber efendimiz: “Ben, sana bir şey öğreteyim ki, onu istediğin zaman, Allahü teala, senin günahının evvelini ve ahirini, yenisini ve eskisini, kasıtlısını ve kasıtsızını, küçüğünü, büyüğünü, gizlisini ve açığını bağışlasın. Dört rek’at namaz kılarsın, Her rek’atda Fatiha’dan sonra bir sure okuyup ayakta iken onbeş defa (Sübhanallahi velhamdülillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber) dersin. Rükuya eğilince bunu on defa söylersin. Rükudan ayağa kalktığında, ayakta olduğun halde, bunu on defa söylersin sonra secdeye varır, orada on defa söylersin. Secdeden kalkıp oturduğunda on defa söylersin. Tekrar secdeye vardığında on defa söylersin. Sonra secdeden başını kaldırıp oturduğun halde on defa daha söylersin. Sonra ikinci rekata kalkarsın. Birinci rekattaki gibi dört rekatı da kılarsın. Bu, her rek’atta yetmişbeş, dört rekatte üçyüz eder. Artık senin günahlarının Alic’in (yürümekle dört gecede katedilen kumluk bir yer) kumlarının sayısı kadar da olsa, Allahü teala seni bağışlar.

Bunu her gün bir defa kılmağa gücün yeterse kıl” buyurdu. Hazreti Abbas, “Ya Resulallah, bunu hergün yapmağa kimin gücü yeter?” deyince Peygamber efendimiz de “Hergün kılmağa gücün yetmezse, her Cuma bir defa kıl. Her Cuma kılamazsan, ayda bir defa kıl. Ayda bir defa kılamazdan senede bir defa kıl Senede bir defa kılamazsan ömründe bir defa olsun kıl” buyurdu.

Peygamber efendimiz, bir gün Hazreti Abbas’a “Yarın sabah (ki pazartesi günüdür) sen ve çocukların bana gelin, size dua edeceğim” buyurdu. Sabah olunca beraberce Resululullah (s.a.v.)’in huzuruna gittik. Kendisinin hususi yakınları olduğumuza ve hepimizin bir kişi gibi olduğumuza, Allahü tealanın da rahmetini üzerimize eşit miktardaki yaymasına işaret olarak, kendi abasını üzerimize örttü. Sonra: “Ey Allahım Abbas’ı ve oğullarını mağfiret eyle ve bağışla. Öyle ki, hiç günahları kalmasın… Ya Rabbi onu, oğullarını meydana gelecek afet ve belalardan koru.” diye dua etti.

Bir muharebede Hazreti Ömer, askeri idare etmek, ordunun başında bulunmak için cepheye gitmek istemişti. Hazreti Abbas, Hazreti Ömer’in Medine’de kalmasının daha yerinde olduğu, kumandan olarak başka birinin gitmesinin daha uygun olacağı şeklindeki fikrini beyan etmiş, Hazreti Ömer de bu fikri kabul etmişti. Diğer Eshab-ı kiram da yapılacak işlerde kendisiyle istişare ederlerdi. Medine’de kuraklık olunca, Hazreti Ömer, Hazreti Abbas’ın dua etmesini istedi. Hazreti Abbas dua edip, duası bereketiyle yağmur yağdı ve toprak yeşillendi. Bundan sonra Hazreti Ömer; “Hazreti Abbas, Allahü teala ile bizim aramızda vesiledir.” buyurdu. Peygamber efendimize yakınlığı ve faziletlerinin çokluğundan dolayı herkes tarafından sevilir, sayılır hürmet edilir bir zat idi. Herkes kendisine imrenirdi. Hazreti Abbas gelince, Hazreti Ömer, Hazreti Osman gibi büyük zatlar, hürmetlerinden ve tevazularından ayağa kalkarlardı.

Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in Vefatından Sonra…

Peygamber efendimiz (s.a.v.)’den sonra, sakin ve sade bir hayat yaşadı. Hazreti Ömer, fetihlerden elde edilen ganimetlerden, Hazreti Abbas’a hisse ayırırdı. Hazreti Ömer, Mescid-i Nebevi’nin genişletilmesini istedi. Mescidin hemen yanında Hazreti Abbas’ın evi vardı. Hazreti Ömer bu evi satın almak istedi. Hazreti Abbas ise evini hediye olarak verdi.

Hz. Abbas Çok Zengindi

Çok zengin olan Hazreti Abbas, Medineye yerleştikten sonra yapılan bütün muharebelerde ve hususen Bizans’a karşı gerçekleştirilen seferde, İslam ordusunun techizi için çok yardım etti. Çok cömert idi. İkram ve ihsanları çok idi. Köleleri satın alıp, azad eder ve böyle yapmayı çok severdi. Yetmiş köle azad ettiği meşhurdur. Yakın akrabayı ziyaret etmeğe, onların haklarını yerine getirmeğe çok dikkat eder, muhtaç olanlara yardım ederdi. Peygamber efendimiz (s.a.v.) kendisini çok severdi.

88 Yaşında Vefat Etti

Abbas bin Abdulmuttalib (r.a.) ömrünün sonunda göremez oldu. Hazreti Osman’ın şehid edilmesinden iki sene evvel, 32 (m. 652)’de, Medine-i münevvere’de vefat etti. 88 yaşında idi. Cenaze namazını Hazreti Osman kıldırdı. Baki kabristanına defn edildi. Uzun boylu, beyaz benizli güzel bir zat idi. Kızlarından başka on erkek evladı vardı. Oğulları, Fadl, Abdullah, Ubeydullah, Kusem, Abdurrahman, Ma’bed, Haris, Kesir, Avn ve Temam’dır (r.anhüm). Bunların içinde Hazreti Abdullah bin Abbas, ilimde çok yüksek idi. Hazreti Abbas’ın kız çocukları içinde Hazreti Ümmü Gülsüm binti Abbas bazı hadis-i şerifler rivayet etmiştir. Hazreti Abbas’ın, Fatıma binti Cüneyd bin Amr ve Ümm-ül-Fadl Lübabet-ül-Kübra isimlerinde iki hanımı bilinmektedir.

Rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:

“Rab olarak Allah, Din olarak İslam, Peygamber olarak da Muhammed’i (s.a.v.) kabul eden kimse imanın tadını tatmıştır.”

“Misvak kullanın, çünkü misvak, ağzın temiz kalmasına ve Rabbimizin razı olmasına sebebtir.”

“Allah korkusundan mü’minin kalbi ürperdiği vakit, ağacın yaprakları düşer gibi günahları dökülür.”

“Bu Abdulmuttalib oğlu Abbas’dır. Kureyşde en cömert ve akrabalık bağlarına en saygılı olandır.”

“Abbas, bendendir. Ben Abbas’danım”

“Abbas, benim vasim ve varisimdir.”

“Abbas, amcamdır. Beni korumuştur. Ona eza eden bana eza etmiş olur.”

“Abbasoğullarından melikler olacak, ümmetimin başına geçecekler, Allahü teala dini onlarla aziz ve hakim kılacak.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin