Abdurrahman Arvasi Kimdir?

0
568

Abdurrahman Arvasi Hayatı:

Abdurrahman Arvasi, Osmanlıların zamanında Anadolu’da yaşayan evliyaların en büyüklerinden bir mübarek zattır. Seyyid makamına eriştikten sonra, “Alim-i Arvasi” ve “Kutb-i Arvasi” lakabları ile tanınıp meşhur oldu. Seyyid Fehim hazretlerinin dedesi ve Seyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretlerinin de dedesinin dedesidir. İçerisindeki zamanın kutbu idi. 13. asrın başlarında Hakkın rahmetine kavuştu. Hoşab’da bulunmaktadır.

Abdurrahman Arvasi’nin İlim Yolculuğu:

Abdurrahman Arvasi‘nin Annesi, küçük yaşta babasız kalan Seyyid Abdurrahman’ın üzerine titreyip, okuyup büyük alim olması için hususi bir itina ve titizlik gösterdi. Daha küçük yaşta iken yüksek ilime sahip alimlerin huzuruna gönderip, ilim öğrenmesini sağlamış oldu.

Abdurrahman, 7 – 8 yaşlarında Arabi ilimlerini öğrenmeye başlamış oldu. Kısa süre içerisinde; tefsir, hadis, fıkıh gibi zahiri ilimlerde ve zamanın fen ilimlerinde büyük bir alim makamına erişmiş oldu. Büluğ(ergenlik) çağına geldiği zaman, Arvasiler hanedanının devam etmesi için annesi onu hemen evlendirdi.

Abdurrahman Arvasi‘nin her çocuğu dünyaya geldikçe, bu olaya kendisinden çok annesi seviniyordu. Dünyaya gelen çocukları: Tahir, Lütfi, Abdülhamid ve Muhammed isminde 4 tane oğlu oldu.

Abdurrahman Arvasi’nin Talebe Yetiştirmeye Başlaması:

Seyyid Abdurrahman hazretleri, tasavvuf yolunda da hızla yetişerek büyük bir veli makamına erişmiş oldu. Zamanının mürşid-i kamili derecesindeydi. Medresesi içerisinde talebe yetiştirmeye başladığı zaman, her taraftan akın akın yüzlerce Hak aşığı huzuruna koşup huzura ermiş oldular. Sohbetleri ile şereflenip bereketli feyzlerine kavuştular.

Sultan 2. Mahmud Han’ın Abdurrahman Arvasi’ye Karşı Olan Hürmeti:

Seyyid Abdurrahman’ın ömrü, zahir ve batın ilimlerini itinalı bir şekilde yaymakla geçti. İstanbul, Hicaz, Mısır, Irak gibi memleketlerde çözülemeyen meseleler Abdurrahman hazretlerine getirilir ve sunulurdu. Çevresindeki bütün bölgeler, onun irşad nuru ile aydınlanmıştı. Bu sebeple Sultan İkinci Mahmud Han ona çok hürmet gösterir, duasını istirham eder, hususi hediyeler ve selamlarını her zaman gönderirdi.

İslam Dinini Yaymak İçin Tüm Varlık ve Yokluğunu Ortaya Koyma Aşkı:

Abdurrahman Arvasi, çok cömert ve ihsan sahibi bir mübarek zattı. Mal ve canını Allah(c.c.)’ü tealanın dinini yaymak için hiç çekinmeden ortaya koydu. Uzak yer ve mekanlarda Allah yolunda cihad edenlerin yardımına koşardı.

Hanımı ise Abdurrahman Arvasi’yi şöyle anlattı: “Efendim, arada-sırada silahlarını kuşanır, evden çıkar, sabahtan önce yine eve gelirdi. Geldiğinde üstünde-başında kan lekeleri olurdu. Elbiselerini yıkar sesimi çıkarmazdım. Yine elbiseleri kan içinde kaldığı birgün kendisine; “Efendi! Sık sık gidip, sabaha bu vaziyette geliyorsun. Nereye gidiyorsun ve elbisen niçin kan içinde olarak dönüyorsun?” diye sordum.

O da; “Hanım, sağlığımda iken kimseye söylemez isen, bu sırrı sana söylerim” dedi. Ben de; “Söylemem” dedim. Bunun üzerine; “Biz vazifemiz icabı zaman zaman dünyanın neresinde müslümanlarla kafirlerin harbi varsa oraya gideriz. Müslümanlara yardım eder, küffar ile harbederiz. Ayrıca darda kalmış müslümanların da yardımına yetişiriz” buyurdu. Ben bu sırrı hiç kimseye söylemedim, sakladım.”

Abdurrahman Arvasi’nin Zamanın Bey ve Paşalarına Mektuplar Yollaması:

Seyyid Abdurrahman Arvasi, o zamanın beylerine, paşalarına mektuplar yazarak nasihat eder, çok uzak olan memleketlere dahi mektuplar gönderirdi. İrisan beylerinden Emir Şerefüddin Abbasi’ye yazdığı Farisi mektuplar çok kıymetli ve değerlidir. Bu mektuplardan birinde Muhammed Kerim Han, Mustafa ve Feyzullah beylere selam ve dua etmektedir.

Şerefüddin Han, Seyyid Abdurrahman Arvasi’den gelen başka bir mektubun sonuna şu satırları eklemiştir “Mevlana hazretleri bu mektubu bu fakire 1192 (m. 1778) senesinde yollamıştır. Musibete sabretmek lazım olduğu ve sabrın kıymetini bildirmiştir. Birkaç ay sonra pederim Abdullah Han vefat etmiştir. Mevlana’nın kerametini buradan anlamalıdır.”

Yakınlarından Birinin Akıbeti Hakkında Önceden Bilgi Vermesi:

Abdurrahman Arvasi, yakınlarından birini dünya malına olan muhabbeti nedeni ile yanından uzaklaştırmıştı. O kişi de Beyrut’a gidip, üstün zekası vali olmuştu. Bir gün kendisine; “Efendim! O yakınınız Beyrut’ta vali oldu” dediklerinde, onlara; “O, ateşte yanmadı mı?” buyurdu. O günün tarihini bir yere kaydettiler.

Sonradan haber geldi, Beyrut Valisi bir gece konağında çıkan bir yangın nedeni ile çocuklarıyla birlikte yanmıştı. Tarihini sordular, Seyyid Abdurrahman Arvasi hazretlerinin onun hakkında söylediği günün tarihini tutuyordu. Bu yaşanan olayda bu mübarek Allah(c.c.) dostunun kerametlerinden bir tanesiydi.

Seyyid Taha H.Z’leri Onun Hakkında; “Seyyid Abdurrahman Kutb” Diye Bahsederdi.

Abdurrahman Tagi, babasının tövbe etmesinin sebebini şöyle anlattı: “Babam, Budağ Han’ın yanında çalışırdı. Han, askerleriyle beraber Seyyid Abdurrahman Kutb hazretlerinin kabrinin yakınlarına gelmişti. Mola verdikleri bir yerdi’, babam Yusuf Efendi askerlerden ayrılıp, Seyyid Abdurrahman’ın kabri başına geldi.

Bir de gördü ki, Seyyid hazretleri kabrin üzerinde oturuyor. Kendini görünce, yüzünü babamdan çevirdi, başka yere bakmaya başladı, hiç iltifat etmedi. Babam, yüz bulamayınca, doğru askerin yanına gelip komutana silahını ve elbiselerini çıkararak teslim etti. Silahını teslim ettiğini gören Han, babam Yusuf Efendi’yi tehdit ederek; “Bizden vaz geçersen seni Nirib nahiye müdürlüğünden azlederim, evini oradan çıkarır, seni de öldürürüm” dedi.

Babam aldırış etmedi. Doğru Abdurrahman Arvasi hazretlerinin kabri başına geldi. Bu defa kabrinin üzerinde oturduğu halde babama güleryüzle bakıyordu ve; “Mevlana Yusuf! ilk geldiğinde senden yüz çevirmiştim. Şimdi ise yüzümü sana döndüm, tövbe et!” buyurdu. Babam da şimdiye kadar yaptıklarına tövbe edip Abdurrahman Arvasi hazretlerinin elini öptü. Ondan nasihat alarak ayrıldı. O nasihatlara uyarak mutlu bir hayat yaşadı. Han ise ona hiçbir kötülük yapamadı.”

Abdurrahman Arvasi Hazretlerinin Mezarı Başındaki Taşın Kerameti:

Abdurrahman Arvasi hazretlerinin Torunlarından olan Muhammed Emin anlattı: “Van’da, yaz ayları çok kurak geçer. Halk yağmur yağmasını arzu ettikleri zaman, dedem Seyyid Abdurrahman hazretlerinin mezarı başındaki taşı alırlar, alt taraflarda akan derenin suyuna götürüp sokarlar.

O zaman yağmur yağmaya başlardı. Bu taş zaman zaman alınıp suya sokulduğu için incelmiş durumdadır. Bu, dedemin Allah(c.c.)ü teala katında ne kadar makbul bir zat olduğunu gösterir.” Allah ondan razı olsun.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here