Baskı ve Kağıt’ın İcadı

0
134
Okunma

Tekniğin ve Buluşların Doğuş Çağı Orta Çağ:

Orta çağın doğumu uzun, güç ve acılı bir şekilde olmakla beraber, sonları yaklaştıkça gelecekte var olacak çağların uygarlığının temelini kuracak, en önemli 3 icadın gerçekleştirildiğini görmekteyiz. Bunlar, orta çağın uygarlığa başlıca katkıları ve önemli çıkış noktaları şeklinde olmuştur. Bu noktalardan yapılan üç atılım, toplumu modern çağın eşiğine getirmiştir.

Orta Çağda Baskı’nın İcadı:

Orta çağ içerisinde ortaya çıkmış en belirgin icatlardan birincisi, “baskı”dır. Gutenberg’den daha önce hazırlanmış bir kitaba göz atarsak baskı icadının önemini daha da iyi kavrayabiliriz. Madenden, deriden veya tahtadan yapılma iki levhanın arasına sıkıştırılmış kocaman bir şey…

İçinde, papazların aylarca çalışarak, büyük bir sabır, sanat ve metanetle meydana getirdikleri bir teoloji ya da metafizik eserinin kopyası var. Görüldüğü üzere, kitap, o çağlar içerisinde pahalı bir lüks eşyasıdır. En büyük kitaplıklarda içerisinde bile birkaç yüzden fazlasını bulmak imkânsızdır. Bunlardan bir tanesini Tıp Fakültesinden ödünç olarak almak isteyen Kral XI. Louis bile gümüşlerini o zaman rehin bırakmak zorunda kalmıştı.

Kylographie’lerin Ortaya Çıkması:

Kylographie“ler, üzerlerine desenler oyulmuş olan tahtadan levhalar şeklindedir ve bu desenlerden bir çok sayıda basılabilmektedir. Kaynağı ise Çin’de olan, bu oyma desenli basma resimlerin bazıları 947 yılından bu günümüze kadar kalabilmiştir.

Konu, titiz bir işçilikle düzleştirilmiş bir levhaya işleniyor. Daha sonra desen ya da yazının çevresinde bulunan tahta çelik kalem vasıtası ile oyuluyor ve geriye kalan kabartma kısımlar ise iyice mürekkeplendikten sonra kağıda özenli bir şekilde basılıyordu.

Bu “Kylographie” basım tekniğini Avrupa’ya kadar agetirenlerin Türkler veya Ruslar olduğu sanılmaktadır. XV. yüzyılın başlarında ise iyice yaygınlaşan bu yöntemle bir yandan kutsal resimlerin bolca dağılması sağlanırken öte yandan da oyun kâğıt‘ları hararetli bir şekilde basılıyordu.

Oyun kâğıt‘larının kaynağı ise Hindistandan olsa gerektir. Bunlar, Avrupa kıtasında görünür görünmez kumarbaz olan kitleyi hemen sarıp sarmalamıştı. Bunlar, tahta olan gravürler ile basımı sayesinde bollaşırca, fiyatları da büyük bir ölçüde düşmüş oldu. Zaman içerisinde bu kâğıt’ların tek levha ile değil de, biri resmi, ötekisi ise yanındaki yazıları taşıyan iki levha kullanılarak basılması düşünüldü.

Daha sonra ise yazıların satırlar şeklinde, daha sonra da harflere bölünmesi düşünülüp akıl edilmiş oldu. Bütün bu meydana gelen olgular zincirleme olarak birbirini izler yani birinden ötekine kolay geçilir sanılmamak, çünkü sadece hurufatı (basım harflerini) icat etmek yetmez, bunları çabuk basmayı sağlayacak sistemi de kurmak gerekmektedir.

Baskının Temel Bulgusu Hurufatın Keşfi:

Baskının temel bulgusu niteliğinde olan hurufatın 1423 tarihinde gerçekleştirildiği, mucidinin ise kilise adamlarından ve çağının en önemli “kylografi” basımevlerinden birinin sahibi Coster (1370-1440) olduğu sanılmaktadır. Tahtaya harfleri ilk defa oyan ve bunları kelimeler ve cümleler yapmak üzere bitiştiren de Coster olsa gerek.

1440 tarihinden çok önce bu yol ile birçok kitaplarla Donatus’un “Latin Grameri“ni dizmiş ve basmıştır. Sanıldığına göre, gelecek kuşakların Gutenberg ismi ile tanıyacakları Jean Gensfleich da onun çırakları arasındaydı.

1400’lerde Mayence’de doğan ve bir yargıcın oğlu olan Gutenberg, ailesinin yoksul düşmesi üzerine bir zanaata girmek zorunda kalınca kuyumculuğu seçmişti. Ama kısa süre sonra politikaya fazlaca karıştığı için, ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı. Bir ara Coster’in yanında çalışmış olduğu ve baskının toplum hayatında büyük bir devrim açacağını, o çağlarda sezdiği, kuşku götürmez.

Gutenberg’in Harfleri Dökümle Meydana Getirmesi:

Gutenberg’i 1443-1444 tarihleri arasında Strasbourg’da görmekteyiz. Harfleri tahtadan değil, dökümle meydana getiriyordu. Bir yandan da ketenyağı ve is karasıyla ilk baskı örneklerini titizlikle hazırlıyordu. 1448’de, icadından yararlanıp ve para kazanmak üzere Mayence’e döndü. 2 yıl sonra, varlıklı ve zengin bir burjuvadan gerekli parasal yardımını sağlayıp Pierre Schaeffer’le birlikte işe koyuldu.

Böylece baskı tekniği tarih içerisinde doğmuş oluyordu. Mayence’deki küçük bir atölye içerisinde kurşun ve antimon bileşimi kullanılmaktaydı. Bundan böyle de Dünya’nın bütün dökümcüleri hurufat imalinde bu bileşimi kullanacaklardır. O dönemde el presiyle sayfanın iki yanına birden basılmış oluyordu. Mizanpaj yönünden de belirli bir ilerleme görülmüştü.

İlk Baskı Eseri Astronomi Takvimi:

Uzman tarih bilimcilerine göre, Gutenberg’in ilk basmış olduğu eserin bir astronomi takviminden ibaret olduğunu kabul etmektedirler(1447). Bastıklarının ise en tanınmışı, yalnız 12 tanesi günümüze kadar gelen, 2 sütun 36 satır ve 1282 sayfalık “incil“den meydana gelir.

Gutenberg’in Ölümünden Sonra İcadının Hızla Yayılması:

Gutenberg, 1467 veya 1468 tarihinde öldüğü zaman, meydana çıkarmış olduğu icadı baş döndürücü bir hızla Dünya’nın dört bir yanına yayılıyordu. Bu buluş önce İtalya devletini fethetmiş oldu. 1464 tarihinde Roma yakınındaki Subiaco’da; 1470’de de Roma’da ilk basımevleri kurulmuş oldu.

1469 tarihinde ise onu Paris’le Fransa ülkesi izledi. Budapeşte ise ilk basımevine 1473 tarihinde, Oxford ise 1479’da kavuşmuş oldu. Yüzyılın sonlarına doğru sayısız Avrupa şehirlerindeki atölyelerde her boyutta sayısız “İncil” basılmakta idi.

İcadın Mükemmelleştirilme Çabaları:

Meydana çıkan icat, tanıtılmış ve kabul ettirilmişti. Geriye kalan iş ise bunu mükemmelleştirmeye kalıyordu. Büyük basımcılar sırayla sahneye girmeye başladılar. 1490 tarihinde Aide Manuce, Venedik’te, 1504’te Henri Estienne, Paris’te; 1555’te Christophe Plantin Anvers’de; 1587’de Louis Elzevir, Leyde’de basımcılar geliştirmeye çalıştılar. Ancak Gutenberg’in kullanmış olduğu “gotik” harflerin yerine 1464’te “romen” harfleri, 1500 tarihinde ise de “italik” harfler kullanılmaya başlanmış oldu.

Basım İcadının Orta Çağda Doğurduğu Sonuçlar:

İlk ağızda felsefe eserleri ve kutsal kitaplar yayımlanmış, ucuzluğu ve küçük hacmi yüzünden herkesin kitap sahibi olabilmesi, böylece her düzey ve zekâya sahip olan insanın okuyabilmesi, eleştirebilmesi sağlanmış oldu. Bu, insanı doruğa yükseltme amacını güden kendine özgü bir uygarlığın hareket noktası olmuş oldu.

Basımda Kağıt’ın Büyük Önemi:

Basım tekniğinin ortaya çıkması ile, cahillikle mücadelede ve uygarlık yolunda ilerlemede eşsiz bir silah rolünü oynadı. Gutenberg’den 40 yıl sonra, Nurenberg’de yirmi dört preslik, yüz işçinin ve ayrıca ‘musahhih’lerle ciltçilerin çalıştığı bir basımevi kurulmuş oldu. Ancak, yeteri miktarda kâğıt ile desteklenmemiş olsaydı, bu basımevi faaliyetd girip kurulamaz ya da devam edemezdi.

Az önceki yazımız içerisinde sözü ettiğimiz 2. büyük ilerleme, “kâğıt” tır. Kâğıt da Çin devletinden geliyordu ve yeni keşfedilmiş bir icat değildi.

Tarihte Ortaya Çıkmış Yazı Gereçleri:

Eski nesillerin yazı gereci olarak değişik değişik maddeler denemiş olduklarını biliyoruz. Örneğin: Mısırlılar “Papirüs” ismini verdikleri bir tür kamışın gövdesini kurdele gibi kesmişler; bunları bizim kontrplakları yapıştırdığımız şekil gibi yapıştırarak uzun bantlar meydana getirmişler ve üzerlerine hiyeroglif (resim yazısı) yazmışlardı.

Dönemin Mezopotamya’lılar ise, kil tabletlerden yararlanıp, bunların üzerine çivi yazısı yazarlardı. Çinliler, yazıya önce tahta levhaları oyarak başladılarsa da giderek kalemi bırakıp fırçayı tercih etmeye başladılar. Sonra, sanatçılara özgü bir incelikle ipekli kumaşlar üzerine “ideogram“lar (bir fikri harflerle değil resim ya da o düşünceyle ilgili işaretlerle yazma sistemi, ideograf: Bu resim ya da işaretlerden, biri.) çizmeye başladılar.

Çinlilerin Yazı Yazmak İçin Başka Maddelere Yönelmesi:

Çinlileri yazmak için başka bir madde aramaya yönelten, kullanmış oldukları maddenin çok pahalı oluşuydu herhalde. Öte yandan Uzakdoğu tarafı keçenin de vatanıdır ve keçe yapımı kumaştan önce başlamıştır, öyle ki, üstünde fırçayla yazı yazılmasına elverişli bir çeşit keçe imal etmeyi düşünmelerine şaşmamak gerekir.

Görevine “Tarım Bakanlığı” diyebileceğimiz Tsay-Lun, 105 yılında bu alandaki araştırmalar” geniş çapta desteklemiş oldu. İpek kalıntılarını lime lime ettirip suda bıraktırdı. Böylece, bir tür hamur elde edildi. Sonra bu sulu hamur, sepetten yapılmış bir kalburun içine konulup süzüldü. Kalburda kalan lifli madde ise kâğıt‘tı.

Tsay-Lun’un Çalışmalarının Dışarıya Sızması:

Tsay-Lun çalışmalarını hararetli bir şekilde sürdürdü ve daha ucuz bir hammadde, sözgelişi bambu ya da incir ağacı denenmeye başlandı; kalbur da geliştirilmiş oldu. Denemelerin gizli tutulması emredilmiş olmakla birlikte, bu teknik kısa içerisinde duyulmuş oldu. Bunun üzerine 751 tarihinde Çinli kâğıt işçileri tutuklanıp Semerkant’a sürgün edilince, orada hammaddesi keten ya da kenevir olan kâğıt imal etmeye başladılar.

Bir çeyrek yüzyıl sonra, kâğıt tekniği‘nin sırrı Bağdat’ın, sonra da şam’ın yolunu tuttu ve buralarda da kâğıt fabrikaları kurulmuş oldu. Araplar yoluyla yayılarak Fas’a ve 1145 tarihinde İspanya’ya vardı. Fransa’da ilk “kâğıt değirmeni” 1190’da Herault’da dönmeye başlamış oldu. Bunu ırmak boylarında (Auvergne, Troyes, Floransa) başka değirmenler izledi.

Avrupalıların Kağıt Alanında Büyük Yenilikler Getirmesi:

Avrupalılar, bu alanda büyük yenilikler getirmiş oldular. Hamurlarını tahtadan değil, keten ve pamuklu kumaşları parça parça ederek elde ediyorlardı. Yazılarını fırçayla değil, kaz tüyüyle yazdıklarından, elde edilen kâğıdın direncini çoğaltmak için jelatine batırıyorlardı. Bu direnç sayesinde, Gutenberg maden hurufat pres kullanabilmişti.

Kağıt’ın Hayvan Derisinden Yapılan Parşömeni’yi Gözden Düşürmesi:

Tabiki kâğıt, hayvan derisinden yapılan ve çok pahalı bir etkene sahip olan parşömeni (bu kelime Bergama şehrinin adından gelmektedir.) hemen gözden düşürdü. Yeni sanayi, basımın yaygınlaşmasıyla ilerledi. Hem öylesine ilerledi ki, kısa zaman sonra hammadde sıkıntısı çekilmeye başlanmış oldu.

Yün işe yaramadığından, mısır kutnusuna (öbür adı “dimi”. Sıkı dokunmuş bir çeşit pamuk bez.) başvurmak gerekiyordu. Ancak öte yandan halkın bir kısmı zenginleştiğinden, çamaşır ihtiyacı da artmış; bu yüzden pamuklu kumaşta da büyük imalât artışı olmuştu. Moda, bir nevi bilimin yaygınlaşmasına hizmet ediyordu.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin