Uzaylıların Tipleri Nasıldır?

0
249
Okunma

Bilim Adamlarının Hayal Dünyasındaki Uzaylı Tipi;

Bazı hayalperest bilim adamları, bu uzayda yaşadıklarına inanılan canlıları hayallerinde biçimlendirmeye çalışmaktadırlar. Uzay’da bulunan bu komşularımız acaba Televizyon kahramanı Alf’e mi benziyor? Yoksa “Uzay Yolu” dizisindeki “Mr. Spack”‘e mi? Acaba Mr. Spack gibi sivri kulakları da var mı bu uzaylıların?

İsviçreli Astronom Gustav Tammann’ın Görüşüne Göre;

Bu uzaylıların insanlara benzer bir yönlerinin olduğu imkansızdır. “Eğer gerçekten de bu geniş ucu bucağı olmayan Evren’de başka canlılar yaşıyorsa, bunlar bizim düşündüğümüzden çok farklı olmalıdırlar.” kanaatindedir, Tammann.

UFO Raporlarına Göre Uzaylılar;

UFO raporları içerisinde yer alan ve tarif edilen bu uzaylıların çoğu insana benzemekteydi. Özellik olarak; Narin vücutlu, kocaman kafalı olan bu uzaylıların genelde masum ve sevimli bir görünüşlerinin olduğu bilgisi bu raporlarda yer almaktaydı.

Uzayda Var Olabilecek İkinci Bir Madde;

Dünya üzerinde yer alan biyolojik yaşam biçimlerinin dışında, daha farklı türlerin de Uzay sonsuzluğunda bulunabileceğini idda eden Werner Arber, Uzay’da, doğa varlığı için gerekli olan ikinci bir maddenin de olabileceği görüşüne yer veriyor.

Werner Arber uzayda bulunabilecek ikinci maddeyi Karbon maddesi olarak nitelendiriyor. Bu kimyasal madde, atomlarını, diğer kimyasal maddelere göre, çok daha kolay birbirine ekleyerek, karmaşık bir biyokimyasal strüktürlere karşı koruyucu bir kalkan görevini üstlenebilmektedir.

Teorik Silisyum Yaratığı Nedir?

Bazı canlı türleri, teorik bir şekilde, silisyum bazında da yaşayabilmektedirler. Fakat Isaac Asimov‘un “The Talking Stone” adlı bilimkurgu eserinin içeriğinde, radyoaktif atıkları ile beslenen silisyum yaratıklarına benzer canlı türlerinin meydana gelmesinin mümkün olmadığını bu eserinde açıklamaktadır.

Silisyum, Dünya Yeryüzü’nde yeterli miktarda bulunur. örnek olarak; Kum şeklinde bulunur. Ama bu kum bolluğuna rağmen Dünya’da bu maddeden herhangi bir canlı meydana gelmemiştir.

Shostak’ın Görüşüne Göre Uzaylılar’da Olabilecek Duyu Organları;

Shostak‘un görüşüne göre, evrim süreci içerisinde bazı organ türlerinin işlevleri gittikçe daha fazla önem arz etmeye başlamıştır. Örneğin; olabilecek bir tehlikeyi, daha erken algılayan göz organı gibi. Bu yüzden birçok hayvanda da mevcut olduğu üzere, gözler beyinin çok yakınında yer alırlar. Yani bu görüşe göre Evren’deki var olabilecek komşularımızın da gözleri ve kafaları olmalı.

Shostak’a Göre Diğer Gezegenlerdeki Yaşayış Biçimi;

Shostak, diğer gezegenlerde var olan yaşamın, suyun içinde sürdüğünü destek vermeyen bir görüşe sahiptir. Gerçi diğer gezegenlerde de yaşamın ilk tohumları denizde ortaya çıkabilme ihtimali yüksektir, ama bu canlıların daha gelişkin biçimlerinin karada oluşması daha mantıklı bir düşüncedir. Sebep; Okyanuslarda yaşayan canlıların gelişkin bir beyine ihtiyaçlarının olmamasıdır. Suyun içinde hareket etmek çok basit, burada ısı hemen hemen hiç değişmez ve iklim her zaman aynıdır.

Heinrich Eben’in Görüşüne Göre;

İnsan oğlu, varoluşunun nedenini, anlaşılmayan tesadüfler denklemine borçludur. Akıllı hayvan türleri daha dirençli olduklarından ötürü, daha uzun dönem yaşayabiliyorlar. Heinrich Eben’in savunduğu bu mantığa göre, bakteriler de en az insanoğlu kadar zekidirler.

Eğer Evrende Başka Canlılar Yaşıyor Olsaydı…

Eğer Evren’de başka canlılar yaşıyorsa, bunların çoktan Dünya‘yı ziyaret etmeleri gerekiyordu. Sebep; Samanyolu‘nda, Güneş’ten çok daha fazla yaşlı yıldızlar bulunmaktadır. Eğer burada gerçekten de bir uygarlık yaşıyorsa, bu uygarlık milyarlarca yıl önce ortaya çıkmış olması gerekiyordu. Bu uygarlığın bireyleri bu kadar uzun zaman dilimi içinde kesinlikle Dünya’yı ziyaret etmek isteyeceklerdi.

Diğer kelimeler ile açıklancak olursa, zeki ve akıllı canlı türleri uzun dönem yaşamlarını sürdürebilmeleri için çok fazla agresif yaşamaktadırlar. Yani Uzay‘ı fethetmelerinden çok önce, ya biyosferi bozuyorlar ya da birbirlerini ortadan kaldırıyorlardır.

Ama nasıl olursa olsun, Dünya’mızın dışında tek bir mikroorganizmanın bile bulunması, tüm zaman dilimlerinin en büyük keşfi olarak kabul edilebilir, diye bir görüş öne süren Avustralyalı fizikçi, İnsanların, diğer gezegenlerde yer alan canlıların kesin varlığını öğrenebileceklerine inanmamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin